çakılı

tıka basa dolu

Beypazari ağzindan sözcükler. 2010.

Look at other dictionaries:

  • çakılı — sf. 1) Çivi, kazık vb. bir şeyle tutturulmuş Duvara çakılı büyük rakkaslı saati tamire götüren hademe, Reşat ın omzuna adamakıllı bindirmiş. Y. Z. Ortaç 2) Çakılmış, bir şeye bağlı Genç kadın forsaların çakılı bulunduğu oturak dairesini görmeyi… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • çakılı kalmak — 1) yerini veya biçimini değiştirmeden durmak 2) iz bırakmak O günkü sözleri çakılı kaldı bende. N. Cumalı …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • başlık — is., ğı 1) Genellikle başı korumak için giyilen şapka, serpuş İyi ki güneş açmış, sıcak basmış da başlığını sıyırınca yüzünü görmüş tanımışlardı. N. Cumalı 2) Üst giysilerinin yakalarına takılı başlık, kapüşon 3) Hayvan koşumunun başa geçirilen… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • çakıllı — sf. Çakılı olan Kumsal topraktan, dibi çakıllı suya girdi. C. Uçuk …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • düven — is. Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan, kızak biçiminde araç Çocuğum başka çocuklarla beraber harmanda düvene binmiş dönüyor. R …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • FORSA — Buharlı gemilerin icadından evvel yelkenli gemilerde kürek çekmeğe mahkum harp esirleri. Bunlar, kaçmamaları için birer ayakları güvertelere çakılı bulunurlardı. Ayaklarından bağlı olmaları münasebetiyle bunlara payzen namı da verilirdi. Bununla… …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

We are using cookies for the best presentation of our site. Continuing to use this site, you agree with this.